Türkiye - İsrail Soğuk Savaşı: Sıcak Denizler ve Kudüs
- Yuşa Kaymakçı

- 27 Ara 2025
- 7 dakikada okunur

İsrail-Türkiye ilişkileri bu zamana kadar hep karşılıklı fayda temelli yürüdü. Siyonizmin Batılı liderler üzerinde kazandığı güç, İsrail devletinin kurulmasına olanak sağladı. Türkiye, Batı bloğunun bir parçası olabilmek ve NATO ile iş birliklerini istikrarlı bir şekilde sürdürebilmek için İsrail’le ilişkileri iyi tutmayı tercih etti. Ancak son çeyrek yüzyılda İsrail, ideolojik emellerini gerçekleştirmek için daha da agresifleşmeye başladı. “Büyük İsrail” gibi “vadedilmiş topraklar”a yayılma hayalleri için ABD ve Avrupalı liderleri kullanmaya başladılar. Bunu yapabilmek için propaganda savaşı tekniklerini kullandılar; ellerindeki büyük medya ve istihbarat gücünü kullanarak bölge halklarını çatıştırıp güçsüzleştirme yolunu izlediler.
Türkiye tüm bu olanlara sessiz kalamaz, oturup izleyemezdi. Yüz yıldan biraz uzun bir süre önce imparatorluk toprakları olan kardeş coğrafyanın bu durumuna sessiz kalmak; ya tarihini reddedip yüzlerce yıllık geçmişine sırtını dönmek ya da gereken görevi üstlenip tarihine sahip çıkmak meselesine dönüştü. Aynı zamanda "sessiz kaldıkça sıra sana gelir" mantığı, Türkiye’nin güneyinde kurulmak istenen zararlı yapılar ve Türkiye’yi bölme planları, artık bunu bir ulusal güvenlik meselesi haline getirdi. İsrail durdurulmalıydı, gerekirse zorla.
Türkiye’nin ulusal güvenliğini korumak ve terörle mücadele için başlattığı harekâtlar, Batı bloğunun eleştirileri ve silah ambargolarıyla sekteye uğradı. Bunun üzerine Türkiye’nin Batı bloğuyla arası açıldı; Türkiye hızlı bir şekilde savunmada dışa bağımlılığını azaltması gerektiğini fark etti. Türkiye’nin savunma sanayisinin gelişmesi, Suriye ve Kuzey Irak’taki başarılı askeri operasyonlar, Türk SİHA’larının Karabağ Zaferi’ndeki rolü; Batı kamuoyu ve İsrail’de Türkiye’nin sadece cesur bir askeri varlığının değil, aynı zamanda yüksek teknoloji kullanan, savunmada dışa bağımlı kalmadan askeri operasyonlar yapabilen modern bir ordu olduğu kanaatini tescilledi.
Türkiye bununla da kalmadı; “gönül coğrafyası” diye tanımladığı Orta Doğu, Afrika ve Türk dünyası ülkeleriyle geliştirilen hem karşılıklı sevgi ve saygı hem de stratejik iş birlikleriyle bölgesel etki alanını genişletmeye devam etti. Afrika’ya yapılan gıda yardımları, sağlık hizmetleri, Türk şirketlerinin altyapı yatırımları, okullar ve hastaneler Afrika’daki Türkiye sevgisini artırdı. Eski sömürge güçleri Fransa ve İngiltere gibi ülkeler Afrika’da nüfuz kaybetmeye başladı. Türkiye, Afrika ülkelerine bu zamana kadar kimseden alamadıkları silahları satarak onları cesaretlendirdi; böylece eski sömürge güçlerine karşı koymaya başladılar.
Tüm bunlar olurken ABD, yükselen küresel güç Çin’le mücadeleyle kafayı bozmuştu. Trump gibi pragmatik liderlerle müesses nizamın savunucusu küreselci blok, ABD’yi büyük yapısal tartışmaların içine soktu. Avrupa ise ABD sonrası dönemde ne yapacağını düşünürken bir de küreselcilerin kendilerine son hediyesi Ukrayna-Rusya Savaşı ile baş başa kaldı. Batı bloğunda oluşan bu derin çatlaklar, İsrail lobilerini alarm durumuna geçirdi. Türkiye, İran veya tümüyle bir savaşa girdiklerinde Batı bloğundan bekledikleri desteği alamazlarsa İsrail’in güvenliği tehlike altında olacaktı.
Bugün gelinen noktada İsrail; tüm lobileri ve siyasi gücüyle Türkiye ile topyekûn savaş durumuna geçmiş halde. İsrail, Türkiye’yi her ne noktada engelleyebiliyorsa, önünü kesebiliyorsa, yavaşlatabiliyorsa bunun için tüm gücünü kullanıyor. İsrail; Türkiye nereyi birleştirmeye çalışıyorsa orayı bölme, Türkiye nerede varlık gösteriyorsa orada bulunma stratejisini izliyor. İsrail kendi güvenliğini kendisi sağlama, Türkiye’nin bölgesel güç olma hamlesine karşın kendisini bölgesel güç yapma hamlelerini yapıyor.
Gazze Soykırımı ve Psikolojik Üstünlük
Tüm dünyanın gözü önünde katliam ve soykırım yapan İsrail’e İslam dünyası ve Türkiye’den gelen tepkiler, tüm İslam âlemi ve Türk halkını hayal kırıklığına uğrattı. Yalnızca sert sözler ve kınamalarla sınırlı kalan tepkiler, saha aksiyonu bekleyenleri memnun etmedi. İsrail, İslam dünyasının gözü önünde "kardeşlerimiz" dedikleri insanları katletti ancak büyük devletler bunu durduramadı. Yaşananlar; "Demek ki İsrail hâlâ güçlü, biz de çaresiziz," düşüncesini zihinlere yerleştirdi.
İslam dünyası her ne kadar Gazze’deki soykırımı durduramamış olsa da İsrail, Gazze’deki direnişi kırmayı da başaramadı. Türkiye diplomatik hamleleri sayesinde Gazze’de kurulan barış masasında güçlü bir şekilde var olmayı başardı. Türk askerinin Gazze’ye girişinin yolu katı güçle açılamamış olsa da diplomatik yolla açıldı. İsrail lobileri bunun gerçekleşmemesi için ABD’de yoğun mesai yapıyor.
Suriye Denklemi: Vekil Güçler Üzerinden Sıcak Çatışma
Türkiye, Suriye’nin istikrarını ve toprak bütünlüğünü ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Suriye’deki istikrarsızlık buradaki bölücü terör örgütü yapılanmalarına alan açıyor, bu da Türkiye’nin güneyini tehdit ediyor. İsrail destekli SDG/PKK, Suriye’nin kuzeyinde otonom bir yapılanma kurmak istiyor; bunun için “Kürdistan” retoriğini kullanıyor ve bölücü yapıların desteğini alıyor. Türkiye ise güneyinde İsrail destekli bir yapılanmanın varlığına kesinlikle karşı.
Esad sonrası yönetimi ele geçiren Türkiye destekli yeni Şam yönetimi, Suriye’nin yeniden istikrar kazanması için bir umut oldu. Türkiye diplomatik adımlarla yeni Suriye yönetiminin ABD tarafından da meşru sayılması için destek sağladı. Türkiye, SDG/PKK’nın yeni Şam yönetimine entegre olması ve silahlarını teslim etmesi gerektiğini söylüyor; yeni Şam yönetimi de bu söylemi destekliyor.
İsrail ise yeni ABD yönetiminin söylemlerinin aksine yeni Şam yönetimini “terörist” olarak tanımlıyor ve İsrail’e tehdit olarak görüyor. ABD yönetimi söylemde tersini söylese de Pentagon, SDG/PKK’ya desteğini kesmiyor. İsrail lobilerinin baskısıyla SDG/PKK’ya silah ve ekipman sağlamaya devam ediyor. SDG/PKK sözde yönetimi, İsrail ve ABD’den aldığı destek kesilmediği sürece Türkiye’nin şartlarını oyalamaya devam ediyor. Burada Suriye ordusuyla SDG/PKK arasında çatışmalar da yaşanıyor; TSK’nın da destek vermesi halinde çatışmalar geniş çaplı bir operasyona dönüşebilir. İsrail de SDG’ye destek verirse Türkiye ile karşı karşıya gelme ihtimali var.
Doğu Akdeniz ve Adalar: İsrail, Yunanistan, GKRY İş Birliği
Yunanistan "düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığıyla İsrail’le yakınlaştı. İsrail ve İran arasındaki 12 gün süren çatışmalarda Netanyahu, İran füzelerinden korunmak için Yunanistan’a sığınmıştı. İsrail ve Yunanistan arasındaki bu yakınlaşma yakın zamanda savunma iş birliğine dönüştü.
İsrail, Yunanistan ve GKRY liderleri bikaç gün önce Kudüs’te savunma iş birliği mutabakatı yaptılar. Bu mutabakat; adaların ve GKRY’nin İsrail hava savunma bataryaları ile donatılmasını ve silahlandırılmasını içeriyor. Adaların silahlandırılması Lozan’ın açıkça ihlali anlamına geliyor. Bu, Türkiye’nin sinir uçlarıyla ciddi şekilde oynayan bir hamle. Bu noktada Türkiye’nin tahrik edilmeye çalışıldığı çok açık.
İsrail ile Yunanistan arasındaki iş birliği ve adaların silahlandırılması, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrininin açık ihlalidir. Türkiye, Mavi Vatan’ı Doğu Akdeniz’in güvenliği için ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.
İsrail ve Yunanistan iş birliğinin bir de ticari tarafı var: İsrail’in Akdeniz ve Yunanistan üzerinden Körfez petrol ve doğal gazını Avrupa’ya taşıma planı var. Gazze’deki ilhak girişimi de bununla bağlantılı olarak okunabilir. Türkiye bu planı 2019’da Libya ile deniz yetki alanları anlaşması yaparak bozdu. Bu plan uzun süredir rafa kaldırılmış durumda.
Libya - Türkiye: Pragmatik İş Birlikleri
Libya oldukça karışık ve anlaşılması zor bir çatışma alanına dönüşmüş durumda. Türkiye’nin, Başbakan Abdülhamit Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümetiyle askeri ve stratejik iş birlikleri var. Türk ordusu bizzat sahada görev alıyor ve Libya askerlerine eğitim veriyor. Katar ise finansal destek sağlıyor. Akdeniz'deki deniz yetki anlaşmasının garantörü de Dibeybe hükümeti. Libya’da Halife Hafter güçleri ise hükümeti tanımıyor; Rus-Wagner yapılanması Hafter güçlerine destek veriyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve dolaylı olarak İsrail de finansal destek sağlıyor.
İsrail, Libya’daki hükümetin düşmesine destek olarak Türkiye’nin deniz yetki alanları anlaşmasını düşürmeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Libya hükümetiyle iş birliği yapmasına rağmen Hafter yönetimiyle de diplomatik ilişkileri sürdürüyor. Bu bölge dinamiklerinin dolanıklığını anlamak açısından yeterli.
Somali ve Somaliland: Çatışmanın Yeni Sahnesi
Somali, Türkiye’nin uzun zamandır stratejik iş birliği geliştirdiği bir ülke. Merkezi yönetimin çok güçsüz olduğu ve bir çatışma alanından ibaret olan Somali’ye Türkiye, sahada askeri destek sağlayarak yardım etti. Merkezi hükümeti güçlendirdi ve Somali’nin toprak bütünlüğünü kısmen sağladı. Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü Somali’de bulunuyor. Somali, Kızıldeniz ticaretinin kontrolü açısından çok önemli bir noktada. Türkiye ile Somali arasında hidrokarbon anlaşmaları da var; Somali denizlerinden çıkarılacak olan petrol Türkiye ve Somali arasında paylaşılacak.
Türkiye, Somali’ye 35 bin dönüm arazi üzerine uzay üssü kuruyor. Somali, ekvatora yakın konumuyla uzay araçlarını fırlatmak için çok avantajlı bir nokta ve Türkiye’nin uzay hamleleri açısından çok önemli. Somali’nin Hint Okyanusu'na açılan konumu; hipersonik, balistik ve kıtalararası füze denemeleri için harika bir nokta. Türkiye bu açıdan Somali’nin geleceğine çok fazla yatırım yaptı.
İsrail, 27 Aralık 2025 itibarıyla Somaliland’i devlet olarak tanıdığını duyurdu. Somaliland, Somali’nin kuzeyinde yer alan birkaç kabilenin merkezi hükümetten bağımsız şekilde oluşturduğu bir yapı. Dünyada sadece bir ülke tanıyor; o da İsrail. Afrika Birliği, Arap Ligi ve birçok devlet, İsrail’in Somaliland’i tanıma kararını kınadı ve uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi.
İsrail dünyada hiçbir ülkenin tanımadığı, dört tane kabilenin toplaşıp kurduğu yapıyı devlet olarak tanıyor. Bu, Türkiye’nin Somali hamlelerine karşı atılmış çaresiz bir adım.
Sudan ve Etiyopya: Su Kaynaklarının Mücadelesi
İsrail, Türkiye’nin Sudan hükümetine verdiği destekten rahatsız. Sudan yönetimi, Türkiye’nin sağlamış olduğu SİHA’lar sayesinde Güney Sudan’daki ayrılıkçı yapıyla mücadelede avantaj sağlıyor. İsrail her zamanki gibi burada da bölücü yapıları destekliyor. Güney Sudan, Sudan’dan ayrı bir devlet olma iddiasında ve Siyonistler tarafından silah ve destek buluyor.
İsrail, 1950’lerden beri yürüttüğü Çevre Doktrini (Periphery Doctrine) ile etrafındaki su kaynaklarını kontrol altına almayı amaçlıyor. Bu, inandıkları “Arz-ı Mevud”, yani Nil ve Fırat arası bölgenin kendilerine vadedilmiş olduğunu düşündükleri için bu bölgede yürütmüş oldukları bir politika. İsrail, Nil Nehri hâkimiyeti konusunda Mısır’la anlaşmazlıkları olan Etiyopya’ya barajlarını koruyabilmesi için hava savunma sistemleri sağlıyor. Bu sayede bu bölgeyle de bağları koparmamış oluyor.
Suriye’nin kuzeyindeki hâkimiyet mücadelesini de su kaynakları üzerinden okuyabiliriz. Orada da Fırat’ın kontrolünün kimde olacağı önemli. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2016’da Suriye’nin kuzeyine başlatmış olduğu harekâtın ismini hatırlayalım: Fırat Kalkanı. Mesaj adrese ulaşmıştır.
Kudüs’ün Önemi: İsrail’in Karakol Görevi
İsrail’in Batı’dan almış olduğu bitmek bilmeyen destek aynı zamanda ideolojik sebeplere dayanıyor. 19. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan Evanjelizm; İngiliz lordları ve Yahudi hahamları (rabbileri) tarafından kurulmuş bir yapıdır. Bu akım İsrail’i kutsuyor; kendi yazdıkları Scofield İncili’nde İsrail’in korunması gerektiği yazıyor. Siyonizm de daha sonra Evanjelizm’in içinden çıkmış bir akımdır. Bu belki saçma gelecek ancak gerçek: Dünyayı yönetiyor dediğimiz büyük teknoloji şirketlerinin liderleri, büyük yatırım fonlarının yöneticileri Evanjelist. Trump da "Ben bir Evanjelistim," diyor. Tabii onun pek bir manevi yönü yok; onun dini imanı para, para da Evanjelistlerde.
İngilizlerin kurmuş olduğu bu düzen Hristiyanların Yahudilerle yaşamış olduğu sorunları bitirdi. Ortak değerler üzerinden ortak çıkar düzeni kuruldu. İsrail’e Kudüs’ü koruma görevi verildi. O yüzden Siyonistlerle Yahudilerin ayrımını yapmak gerek. Siyonistler Yahudi değildir, İsrail ise Siyonist bir devlettir. Örneğin; İsrail’de gerçek Yahudi inançlarını takip eden Ortodoks Yahudiler, Siyonistleri sapkın olarak görür.
İsrail, Katolik-Hristiyan dünya için Kudüs’ün korumalığını yapan ileri karakol yapılanmasıdır. Batı dünyası ya da Katolik-Hristiyan dünya Kudüs’ü kaybederse bu, uzun zamandır çatlayan Batı egemen dünya düzeninin fiilen sona erdiğinin göstergesi olur.
Batı dünyası tarihte Kudüs’ü her kaybettiğinde Haçlı Seferleri'ni başlattı. Bugün Kudüs’ün korunması için yine birlikteler. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth Haçlı Seferleri rozeti takarak geziyor. Biz gereken önemi atfetmiyoruz, bize saçma geliyor belki ama onlar Kudüs’ü bugün halâ bir psikolojik üstünlük simgesi olarak görmeye devam ediyor.






Yorumlar