Kuruluştan Bugüne Apple: Amerikan Endüstrisi Çin’e Nasıl Taşındı
- Yuşa Kaymakçı

- 16 May
- 15 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 17 May

Garajdan Teknoloji Devine Dönüşüm: Apple Gelişim Serüveni
Apple diğer birçok Amerikan teknoloji devinin de olduğu gibi California’da bir evin garajında kuruldu. 1976’da Steve Jobs ve Steve Wozniak ortaklığında çıkarılan ilk ürün Apple I basit bir ana karttan ibaretti. O kadar basit bir üründü ki Wozniak’ın kız kardeşi Patty ev ortamında bu ürünlerin üretimini gerçekleştiriyordu ve yalnızca 200 adet üretildi. Apple I’de başarılı bir satış yakalayan ekip Patty’nin bağlantıları sayesinde ev üretimi kapasitelerini geliştirdi. Apple II ürünü Patty’nin tanıdığı ev hanımları ve Meksikalı göçmen işçiler çalıştırılarak daha fazla adetlerde üretilmeye başlandı.
Teknoloji üretimine son derece mütevazı bir esnek üretim gücüyle giren şirket Apple II satışlarını ikinci yılında 2500 adetlerden 7600’lere çıkardı. Sonraki yılda ise 35000 ve sonraki yıl yani 1980’de 75000 adet satıldı. Muazzam bir büyüme yakalayan şirket o yıl halka arz edildi ve kişisel bilgisayar devriminin öncüsü olacağı öngörüldü. Bu hikayeyle birlikte arz edilen tüm hisseler satıldı ve rekor satış gerçekleşti. Jobs ve Wozniak bir gecede milyonerler kulübüne giriş yaptılar.
Kişisel bilgisayar pazarındaki büyümeyle sektörün dev oyuncuları da pazara girmeye başladı. IBM’in ilk bilgisayarının piyasaya sürülmesi ve Windows’un piyasaya çıkmasıyla birlikte rekabet gitgide zorlaştı. IBM gibi dev şirketler döneminde devasa üretim tesislerine sahip SCI gibi tedarikçi şirketlerle çalışırken Apple mütevazı üretim gücüyle fiyatta rekabet edemedi. Halka arz ile birlikte çıkarılan ilk Macintosh ürünü rakiplerine göre çok pahalıydı ve özellik olarak da gerideydi.
Bu dönemde Apple Japonya ile geliştirilen bağlar sayesinde bilgisayar dışındaki ilk ürününü çıkardı. LaserWriter isimli ürün adından da anlaşılacağı üzere bir lazer yazıcı. Lazer yazıcı Macintosh ile bir paket halinde satılarak kampanyalar yapıldı. Ve Apple o dönem henüz yeni kurulan Adobe şirketiyle bir ortaklık geliştirdi. Adobe tasarım yazılımları geliştiriyor, Apple ise Macintosh bilgisayarı ve lazer yazıcısıyla bir paket halinde sunuluyordu. Macintosh bu şekilde basılı yayın ve tasarım yapan profesyonellerin tercihi haline geldi. Apple bu şekilde tasarım ve sanat camiasında bir kült haline geldi. Macintosh pahalıydı ancak tasarım ve basın işiyle uğraşan bir kişi bu ürüne sahip olmalıydı. Apple artık bir iş ve prestij ürünü oldu.
Ancak hem donanım hem yazılım geliştirmenin getirdiği yüksek maliyetler, Apple’ı fiyatta zorladı. Apple’ın rakipleri yazılım geliştirmekle uğraşmıyor ve hızla popülerleşen Windows işletim sistemi kullanıyordu; Apple ise kendi işletim sistemini de geliştirerek ekstra maliyetlere katlanmak durumundaydı. Yönetim kurulu hala çok iyi talebi olan ve nakit üreten Apple II’ye yoğunlaşırken Jobs ise pahalı ve kâr üretmeyen Macintosh’u ve Apple yazılımını geliştirmeye uğraşıyordu. Kurucu Steve Jobs, finansal krizler ve yönetimle yaşadığı çatışmalar sonucu 1987’de şirketten ayrılma kararı aldı.
Jobs sonrası dönemde Apple, Japonya ile bağlarını güçlendirirken Tayvan’a ilk yatırımlarını yapmaya başladı. Tayvan o dönemde teknik olarak geride olsa da, Apple’ın kurduğu "üretim akademileri" sayesinde yerel iş gücü eğitildi ve Apple’ın gelecekteki Asya ekosisteminin temelleri atıldı. Apple o dönem Japonya ve Güney Kore gibi ABD şirketlerinin yoğun bulunduğu ülkelerden ziyade Tayvan ve Singapur gibi teknolojik birikimi olmayan ancak ucuz iş gücü bulunan yerleri kurduğu akademilerle eğiterek fiyat rekabeti sağladı. Apple kurmayları Tayvan ve Singapur’da yalnızca teknoloji değil iş ve girişim eğitimleri vererek insanları üretim yapmaya teşvik etti. Fabrika kurmalarına yardım ettiler ve üretim hatlarında da girişimcinin yanında durdular, neyi nasıl üreteceklerini gösterdiler, finansal destek sağladılar.
Bu sayede Apple yalnızca teknoloji geliştiren bir şirket değil, tek bir fabrikaya dahi sahip olmadan tüm dünyaya yüksek teknoloji ihraç eden devasa bir strateji üssüne dönüştü.
Bu sırada Steve Jobs ayrılığı sonrası yeni bir kişisel bilgisayar şirketi daha kurdu. NeXT isimli girişim tıpkı Apple’da olduğu gibi yine kendi geliştirdiği işletim sistemini kullanıyordu. Jobs, NeXT ile Apple’da yakaladığı başarıyı yakalayamadı ve satış rakamları beklentinin çok gerisinde kaldı. Piyasada zaten Windows ile rekabet etmek oldukça zorken Windows dışı işletim sistemi açığını da Apple dolduruyordu.
Apple her ne kadar Macintosh, LaserWriter, Adobe paketiyle büyük bir kült oluşturmuş olsa da, şirketin satışları belli bir kitleye sıkıştı ve satışlar bir müddet sonra durgunluğa girdi ve şirketin büyümesi durma noktasına geldi. 1996’da Apple büyük bir finansal krizin içine girmiş ve borçların dahi zor ödendiği bir noktaya gelmişti. Apple’ın kullanıcı tabanını genişletmesi için daha büyük yeniliklere ihtiyacı vardı. Radikal kararlar alması gereken CEO Gil Amelio yönetim kurulunun beklentilerini karşılayamıyor, beklenen reformları gerçekleştiremiyordu.
Batma noktasına gelen Apple’ı satın almak için SCI firmasından bir teklif geldi. Ciddi şekilde şirketin satılması için görüşmeler yapıldı. Ancak bu satış bir şekilde gerçekleşmedi ve Amelio radikal bir karar alarak Steve Jobs’ın şirketi NeXT’in yazılım departmanını satın almak için bir teklif yaptı. Borçlarını dahi ödeyemeyen şirketin bir başka şirketi satın almaya kalkması tam bir delilik olarak görüldü. Ancak satış gerçekleşti. Bu satın alma ile birlikte Steve Jobs ve 200 kişilik yazılım ekibi Apple’a katılmış oldu. Delilik olarak görülen bu hamle dahiyane bir şekilde Steve Jobs’ı geri döndürdü. Ve beraberinde gelen yazılım ekibi sayesinde Mac OS işletim sistemine kısa sürede etkili geliştirmeler yapıldı.
Amelio başlangıçta Jobs’ı kendisine danışman olarak atadı, ancak daha sonra Amelio’nun da görevden alınmasıyla Steve Jobs geçici CEO olarak atandı. Jobs, Jony Ive’ı Apple tasarım lideri konumuna getirirken Tim Cook’u ise dünya çapında operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı olarak atadı. Jony Ive’ın tasarladığı 1998 yılında piyasaya sürülen iMac G3 Apple’ı batmaktan kurtaran cihaz olurken Jobs’ın da yerini bir kez daha tescilledi. Tim Cook ise Çin ile ilişkileri güçlendiren, bu sayede Çinli tedarikçi şirketlere tasarladıkları iMac’in zorlu üretim süreçlerinde yardım eden altyapıyı oluşturan isim oldu. Apple o dönemde Çin’in üretim hatlarına yakınlığı ve hakimiyeti sayesinde diğer şirketlerin yapmaktan çok uzak olduğu şeyleri yapabildi.
iMac G3’ün zorlu üretim süreçleri Tayvanlı Terry Guo’nun Hon Hai Precision şirketiyle yapılan geniş çaplı iş birlikleri sayesinde mümkün oldu. Hon Hai Precision’ın Çin’in Şenzen kentine kurmuş olduğu üretim tesisinde hem Tayvan’ın teknoloji birikimi hem Çin’in ucuz iş gücü mükemmel şekilde bir araya geldi. Hon Hai Precision günümüzde Foxconn olarak bilinen yüzlerce üretim tesisiyle Apple ürünlerinin üretimini gerçekleştiren devasa bir şirket haline geldi. Foxconn, Apple’ın iPod, daha sonra iPhone ve iPad ile gerçekleştirdiği devrimlerin arka planındaki üretim devi.
Apple’ın Tayvan akademi yatırımları Terry Guo gibi iş insanlarının yolunu açarken Terry’nin Çin’e yaptığı yatırımlar ise Tayvan’daki teknolojiyi Çin’e taşımaya başladı. Terry ilk üretim tesisini açtığında Şenzen 70 bin nüfuslu küçük bir balıkçı kentiyken günümüzde 30 milyon nüfuslu bir metropol haline geldi. Foxconn’un açtığı üretim tesisleri sayesinde şehir nüfusu hızla köyden kente göçmeye başladı ve insanlar fabrikalarda çalışmaya geldiler.
iMac G3’ün Çin’de birleştirilip ihraç edilmesi nedeniyle ilk defa bir ana akım yüksek teknoloji ürünü Amerika dışında üretilip Amerika tarafından ithal edilmeye başlanmış oldu.
Teknolojinin hızla ilerlemesi sonucu çip ve hafıza birim kartlarının giderek küçülmesi ve LCD ekran teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte Apple’da küçük, taşınabilir bir MP3 çalar yapma fikri ortaya çıkıyor. Küçük LCD ekranı, yönlendirme tuşları ve bin şarkı yükleme kapasitesiyle ilk iPod piyasaya sürüldü. O dönem taşıması zor, kaset gerektiren Sony Walkman’lere göre devrimsel bir üründü. iPod’a müzik yükleyebilmek içinse Mac’e ihtiyaç duyuluyordu. Bu sayede Apple muazzam karlılıklara ulaştı. iPod’un beklentileri aşan satışlarıyla birlikte üretimini yapan Foxconn Çin’in çeşitli yerlerine birçok yeni fabrika açmaya başladı. Çin’deki üretim potansiyelini gören diğer Amerikalı ve Avrupalı şirketler de üretim tesislerini taşımaya veya Foxconn gibi şirketlere üretim yaptırmaya başladılar. Foxconn Apple dışında Amerikalı müşteriler de almaya başladı. 2000’li yılların başından itibaren Amerikan endüstrisi dünyanın çeşitli yerlerine yayılmaya başlarken aslında büyük oranda Çin’e taşındı.
Patrick McGee Apple in China kitabında “küreselleşme” adı altında yapılan bu yeniden endüstrileştirme hareketinin aslında kısa süre sonra “Çinleşmeye” döndüğünden bahsediyor.
Apple iPod sayesinde muazzam kârlılıklara ulaştı, öyle ki iPod Mac’i gölgede bırakmaya başladı, ancak Steve Jobs bilgisayar teknolojisine daha fazla odaklanılması gerektiğini savunuyordu. Bilgisayar teknolojisinde farklı bir devrim gerekiyordu. O dönem gelişmekte olan dokunmatik ekran teknolojisinin bilgisayarlara entegrasyonu düşünüldü. Ancak tablet yapabilmek için teknolojinin yeterince gelişmemiş olması çok kaba ve kullanışsız cihazları ortaya çıkardı ve bu fikirden vazgeçildi.
Dokunmatik ekranlar ve iPod’un gelişimi Apple’ı yeni devrimsel bir fikre yönlendirdi. Jobs tedarikçilerle yaptığı gizli görüşmelerde iPod’a anten eklenebilmesi amacıyla daha küçük antenler üretilmesi için çalışma başlattı. Aynı zamanda daha küçük RAM ve hafıza birim kartları için Japon ve Koreli firmalar ve işlemci üretimi için Samsung ve Intel’le görüşmeler yapıldı. iPhone'un tasarımını yine Jony Ive yaptı. Jobs iPhone fikrini uzun bir süre gizli tuttu. Apple yönetimi Steve Jobs’a yeni iPhone üzerinde çalışacak yaklaşık 200 kişilik ekiple birlikte bağımsız çalışması için alan verdi. Apple çalışanları dahi iPhone fikrinden habersizdi. iPhone ekibi ayrı bir start-up gibi çalıştı.
2007 yılında ilk iPhone tanıtıldı. Dokunmatik ekranı fiziksel klavyeyi tamamen ortadan kaldırıyor, işletim sistemi sayesinde muazzam bir kullanışlılık sunarak devrim yaratan bir üründü. iPhone satışları beklentileri aştı ve Apple büyük yatırım fonları BlackRock, Berkshire Hathaway gibi şirketlerden büyük yatırımlar alarak yüz milyarlarca dolarlık değerlemeleri aştı.
iPhone işlemcisi ve ekran üretimi Samsung, RAM ve hafıza birimleri Toshiba ve Koreli SK Hynix gibi şirketler tarafından sağlanıyor, birleştirme işlemleri tamamen Çin’de gerçekleştiriliyordu. Bu şirkete muazzam kârlılıklar sağlamış ve şirket değerini kat kat katlamış olsa da, bir yandan Amerikalı ulusalcı grupları aşırı derecede rahatsız eden bir durumdu. Apple’ın işlemci üretimi için Intel yerine Samsung’u tercih etmesi Amerikan çip endüstrisine vurulmuş büyük bir darbeydi. Ancak bu durumdan rahatsız olanların sayıları o dönem pek fazla değildi.
Günümüzde Foxconn, Luxshare ve BYD gibi Çinli şirketler iPhone üretim ağı sayesinde Çin'de 5 milyondan fazla kişiye istihdam sağlarken, Apple’ın Amerika’da sağlayabildiği istihdam bunun ancak üçte birine tekabül ediyor. Satış rekorları kıran her iPhone Çin’e yeni bir fabrika daha açarken, günümüzde Çin’de sadece iPhone üretim ağına dahil 200’den fazla fabrika mevcut ve yılda yarım milyar Apple cihazının üretimi gerçekleştiriliyor.
Büyümenin Arka Yüzü ve Apple Kölelik Tartışmaları
Buraya kadar her şey ne kadar güzel ilerledi. Apple öğretti, Tayvan öğrendi, Çin üretti. Fakat bu hikayenin bir de karanlık yüzü var. Dünyada olan hiçbir şey tesadüfen olamaz. Buradaki tesadüf olması zor gelişmeler de bunu gösteriyor. Muhtemelen Amerikan endüstrisi de Çin’e tesadüfen taşınmadı.
Foxconn kurucusu Terry Guo, çok uzak olmadığımız bir isim olan dünyanın en büyük çip üreticisi şirketin kurucusu TSMC’nin kurucusu Morris Chang ile akrabalık ilişkisi bulunuyor. Terry Guo’nun Çin’de kurduğu Foxconn fabrikalarında ucuz Apple ürünlerinin üretimi gerçekleştirilirken insanların çoğu ağır çalışma şartlarına dayanamayıp hastalıklara yakalanıyor. Foxconn’un kurduğu fabrikalarda sistem fabrikanın yanına kurulan yurt yerleşimleri şeklinde kurulmuş. Fabrikada mesaisini tamamlayan işçiler gece evlerine gitmek yerine buradaki yurtlarda kalıyor. Zaten hiçbir şey kazanmayan, harcayacak parası ve muhtemelen gidecek başka bi yeri dahi olmayan insanlar burada yurt-iş arası gidip gelmekle ömrünü geçiriyor.
Öyle ki bu hayata daha fazla katlanmak istemeyen birçok insan kendilerini binalardan aşağı atıp intihar ediyor. Foxconn fabrikalarında binalardan atlayanlar ölmesin diye bina çevrelerine fileler gerildiği Apple in China kitabında anlatılıyor.
Tüm bu olanlar karşısında Çin polisi ne yapıyor dersiniz? İsyan edenleri tartaklıyor, ayaklanma çıkarmak isteyenleri ortadan kaybediyor. Çin hükümeti sendikalaşmaya izin vermiyor, kendi çapında sendika kurup örgütlenmek isteyenlerin toplantıları polis tarafından basılıyor ve kalkışmacılara korku salınıyordu. O dönem insanlar Çin polisinin tıpkı Apple polisi gibi hareket ettiklerini anlatıyorlar.
Çin yönetimi Apple’ın sağladığı teknoloji transferi ve yatırımları için vatandaşlarının köle olarak kullanılmasına müsaade edip hatta destek olurken Amerikalı ve diğer büyük yatırımcılar ise kazançlarına bakıp yaşanılan dramı umursamadılar.
Çin hükümetinin baskıcı yönetimi işlerine gelen Batılı şirketler her geçen gün daha fazla üretim tesislerini Çin’e taşımaya devam ettiler. Teknoloji şirketlerinin yanı sıra, Volkswagen başta olmak üzere Avrupalı otomobil şirketleri de Çin’de birçok üretim tesisi açmaya başladılar.
Olaylardan çok sonra 2022 yılında Fox News muhabiri Apple CEO’su Tim Cook’a; “Çin’deki insan hakları ihlalleri ve Çin Komünist Partisi’nin baskıcı hareketleri devam ederken onlarla iş birliği yapmanız ne kadar doğruydu?" sorusunu yöneltti ve Tim Cook’un bu soru karşısında herhangi bir cevap vermeyerek sessiz kalması büyük tepkilere neden oldu. Yapılan eleştirilerde Cook, işçilerin haklarını korumak yerine Çin hükümetinin taleplerine uymakla suçlanmış, kukla eleştirileri yapılmış.
Çin’in Süper Güce Dönüşümü, Yerli Üretimin Yükselişi
Apple in China kitabında Çin Komünist Partisi lideri olmadan önce Şangay valiliği görevini yürüten Xi Jinping’in çok fazla gizli görüşmelerde bulunduğu söyleniyor. Kapalı kapılar ardında yaptığı söyleşilerin içeriği ancak başkanlığından 5-6 yıl sonra ortaya çıkmış. Xi Jinping’in Sovyet Sosyalizmini ve Lenin’in politikalarını çok fazla eleştirdiği biliniyor. 2012’de iktidara geldikten ve parti içerisinde güç kazandıktan sonra ÇKP içerisindeki Leninist ve Sosyalist görüşe sahip isimlerden partiyi arındırmış. Günümüz Çin’ine de bakıldığında aslında sosyalist veya komünist bir yönetimden çok uzak hatta kapitalizme daha yakın bir yönetim anlayışını benimsediği görülüyor. Çin’in izlediği ekonomi modeline birçokları tarafından Devlet Kapitalizmi adı veriliyor. Xi Jinping Çin yönetimini Sosyalistlerden arındırması sayesinde eski Mao Komünist zihniyetinden eser bırakmadı ve küresel sermayeyi Çin’e çekmeyi başardı.
Apple’ın Çin büyümesinin artık geri döndürülemez hale geldiğini anlayan Xi, Apple yönetimine karşı aşırı tolerans gösteren anlayışı bırakmış bunun yerine şirketi daha çok köşeye sıkıştırmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuş. Xi Apple’dan Çin’e daha fazla teknoloji transfer etmesini istemiş ve şirket yönetiminde daha fazla Çinli bulundurmalarını istemiş. Bu sayede Xi kendi adamlarını Apple yönetimine sokmayı başarmış. Apple çaresizce Xi’nin tüm isteklerini gerçekleştirmiş. Ve Amerikan teknolojisi ve üretim gücü Çin’e hızla taşınırken, Apple yatırımcıları Amerikalı büyük fon şirketleri BlackRock, Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway’i, Vanguard gibi devler bunda hiçbir sorun görmemiş olacak.
2010’lu yıllarda Apple’da tecrübe kazanan Çinli yöneticiler zamanla kendi şirketlerini kurmaya veya yeni kurulan Huawei, Vivo ve Xiaomi gibi Çinli girişimlere geçmeye başladılar. Çin’de girişimler büyük oranda devlet teşvikleri ve temsilciliğiyle gerçekleşiyor. Bu şirketler büyük oranda hükümete bağlı ancak bağımsız şirketmiş gibi çalışıyorlar. Bu şekilde Xi Devlet Kapitalizmini çok başarılı şekilde uyguladı ve yüzlerce Çinli teknoloji ve diğer birçok endüstrilerden şirketler kuruldu.
2010’lu yıllarda Çin’deki gelişimin hızını anlatabilmek için bir Apple yöneticisi; “eğer 6 ay boyunca ziyaret etmediyseniz hiç ziyaret etmemiş sayılırdınız” diyerek anlatıyor.
Bu noktadan sonra Apple’ın veya herhangi bir şirketin Çin’e yaptığı her yatırım aslında Çin’in endüstrisine de yapılmış bir katkı sayılıyor. Çin yapılan her yatırımdan bir şey öğrenirken bunları hızla kendi endüstrisinde uygulamaya başladı.
Patrick McGee 2021 itibarıyla Çin’e yapılan Apple yatırımlarının ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı ayağa kaldırmak için harcadığı paranın yaklaşık 2 katı olduğundan bahsediyor. Apple öyle büyük bir şirket ki yaptığı yatırımlar savaştan çıkmış devletleri kalkındırmak için fazlasıyla yeterli. Bu paranın boyutunu hayal etmesi bile imkansız. Apple’ın Çin’e yaptığı yatırımın boyutu tüm Amerikalı şirketlerin Meksika ve Kanada’ya yaptığı toplam yatırımdan daha büyük.
Apple Amerika’nın paralarını özgür bir şekilde Amerika’nın düşman saydığı diktatör Çin’e akıtırken hiçbir Amerikalı yetkili de buna dur diyememiş.
McGee kitabında Apple’ın Çin’e göndermiş olduğu yetenekler için hiçbir hükümet programının dahi başaramayacağı "en iyisinin de iyisi olan insanlar" ifadesini kullanıyor.
Apple yetkilileri başta Huawei’yi çok ciddiye almadılar; bu da gelişimini gözden kaçırmalarına neden oldu. Sonrasında yapılan gözlemlerde Mate telefonların aşırı derecede iyi olduğunu gördüler. Apple telefonlarını yalnızca fiyatta değil, özellik olarak da geride bırakıyorlardı. 2018’de ise Huawei telefonlar Apple’ın satışlarını yalnızca Çin’de değil, globalde de geçti. Huawei Çin satışları bir yıl öncesinde %10 iken 2018’de %48’e çıktı. Apple ise %82’den %37’ye düşmüş oldu.
2018’de tüm dünya jeopolitiğini ilgilendiren çok önemli bir gelişme oldu. Çin meclisi liderlerin 5+5 yıllık yönetim süresini tamamen kaldıran yasayı onayladı. Eski düzenlemede en geç 2023’te görev süresi bitmesi gereken Xi’nin artık ömür boyu başkanlık yapmasının yolu açıldı. Artık Çin’in başında mutlak diktatör olduğu kesinleşen Xi Jinping vardı ve ülkesi tüm teknolojiye ve ekonomik ve askeri güce sahipti. Bu saatten sonra dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olması mümkün değildi. Zaten olmadı da.
Ticaret Savaşlarının Başlangıcı: Apple’ın Fetret Devri
2019’da Trump yönetimi Huawei’nin ABD’den veri sızdırdığını bahane ederek ABD patentli çipleri kullanmasını yasaklayan bir dizi yaptırımı devreye aldı. Bu ABD’nin Çin’e karşı başlatmış olduğu ticaret savaşlarının ilk adımı sayılır. ABD yönetimimi daha sonra Huawei telefonlerin Google servislerini kullanmasını yasakladı. TSMC üretimi en gelişmiş 5G çipleri kullanamayan ve Android işletim sisteminden mahrum olan Huawei telefon satışları büyük bir darbe yedi.
ABD’nin Çin ile girdiği ticaret savaşlarından en zararlı çıkacak olanın kendisi olduğunu bilen Apple asıl endişeli olan tarafken, asıl kazananın kendisi olacağını bilen Xi oldukça rahattı. ABD’ye hiçbir karşılık vermedi. Tim Cook tüm bu çatışmanın içinde Çin’e tam 250 milyar dolar yatırım yapmayı taahhüt etti. Sessizce kazanan Xi arka planda yine kazanan taraf oldu.
2020’de çıkan küresel pandemi Apple’ı bir başka zorlu sürecin içine soktu. Üretiminin %90’ından fazlasını Çin’de gerçekleştiren, her gün 50 business class koltuklu yolcuyu Çin’e gönderen şirket için Çin’deki karantina dönemi tam bir kabus gibiydi. Apple kurmaylarının rahat rahat gidip işleriyle ilgilendiği ülke yavaş yavaş bir distopyaya dönüyordu. Uçaktan iner inmez beyaz kıyafetli adamlar başlarında bitiyor, PCR testi olmaya zorluyor, olmak istemeyenleri ülkeye almıyorlardı.
McGee’nin kitabı için konuşan bir eski Apple yetkilisi ABD - Çin gerilimleri sonrası Çin için; “bir gecede en güvenilir tedarikçi rolünden en güvenilmez tedarikçi rolüne geçti” açıklamasını yapmış. Ve ABD’nin en büyük piyasa değerine sahip, en fazla para kazanan şirketi her yıl yarım milyardan fazla cihazın yüksek kalitede üretimini gerçekleştirebilmek için bu ülkeye muhtaç.
Huawei ve diğer birçok Çinli şirkete karşı başlatılan yaptırımları Çin yönetimi ulusal güvenlik tehdidi olarak görmeye başladı ve kendi çip üretim programı Big Fund’a olan yatırımlarını hızlandırdı. Çin’in yerli çip üretim girişimi YMTC ile Apple arasında Apple telefonların RAM çiplerinin üretimi için anlaşma yapıldı. Apple YMTC’ye Ar-Ge, teknoloji ve finansal yatırım kararı aldı.
Amerikan yönetimi artık Çin’in yükselişini ve yüksek teknolojili çiplere sahip oluşunu ulusal güvenlik tehdidi olarak görmeye başlarken, Apple’ın hâlâ hiçbir şey yokmuş gibi Çin’e teknoloji ve finans yatırımları yapmaya devam etmesi ABD’li Cumhuriyetçi siyasetçiler tarafından artık yoğun tepki görmeye başladı.
2022’de o dönem Cumhuriyetçi senatör ve şimdiki ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Financial Times’a verdiği röportajda; “Apple ateşle oynuyor, YMTC’nin Amerikan ulusal güvenliğine tehdit teşkil ettiğini biliyorlar.” açıklamasını yaptı.
Cumhuriyetçi Dışişleri Komitesi sorumlusu Michael McCaul, “Apple YMTC’ye bilgi ve know-how aktararak ÇKP’nin hedeflerine ulaşmasına yardımcı oluyor.” açıklamasını yaptı.
Ticaret savaşları ve ardından yaşanan küresel pandemi Amerika’nın ve dünyanın en büyük şirketinin Çin’e ne kadar bağlı olduğunu gözler önüne serdi. Aslında yalnızca Apple’ın değil ABD’nin Çin’e ne kadar bağımlı olduğunu, endüstrisini Çin’e kaybettiğini ortaya çıkardı. Apple’ın ilk ve en büyük yatırımcısı olan Warren Buffett 2024’te Apple hisselerinin büyük bölümünü sattı. Bu satış ilk iPhone’dan beri Apple yatırımcısı olan Buffett’ın şirkete olan güveninin bittiği şeklinde yorumlandı.
Çin’in Otomotiv Liderliği ve Apple Etkisi
Çin on yıllar boyunca ülkeye akan para ve teknoloji transferiyle dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi, yüz milyarlarca dolar cari fazla veriyor, hükümet fonlarıyla yüzlerce yerli şirket kuruluyor. Ancak Çin tüm para ve bilgisine rağmen içten yanmalı motorlarda ve geleneksel otomobil yapımında beklenen ilerlemeyi kaydedemedi. Burada Mercedes, Volkswagen gibi asırlık Avrupalı firmalar yılların bilgi birikimi ve tecrübesine sahip ve pazarda onlara rakip olmak çok zor.
Çinli otomobil firmaları motor ve şanzıman gibi temel parçaları Avrupalı büyük şirketlerden alarak ilk otomobil girişimlerini kurdular ancak otomobiller ancak Çin ve çevre ülkelere satılabiliyordu. Avrupa ve Amerika pazarına girmek için son derece kalitesiz ve görünümleri de çirkindi.
2010’ların başında yaygınlaşmaya başlayan elektrikli otomobiller burada çok farklı bir fırsat penceresi sunuyordu. Elektrikli otomobiller içten yanmalı motor ve şanzıman gibi zor ve karmaşık mekanizmaları gerektirmiyor. Bunun yerine batarya ve elektrik motoru gibi çok farklı uzmanlıklar gerektiriyor. Apple ve diğer birçok markaya telefon, tablet, bilgisayar bataryası tedarik ederek büyüyen Çin’in BYD şirketi otomobil bataryaları da geliştirmeye başladı.
Çin’in bir diğer batarya devi CATL ve BYD otomobil bataryalarını otomobil şirketlerine tedarik etmeye başladılar. Tamamen farklı bir uzmanlık gerektiren batarya konusunda geride kalan Avrupalı dev otomobil şirketleri elektrikli otomobil bataryalarını Çinli şirketlerden alarak yeni otomobillerini çıkardılar ve karlılıkları hızla düşmeye başladı.
Çinli otomobil girişimleri BYD, Avatr, Xiaomi gibi şirketler Avrupalı şirketlerin tecrübeli mühendis ve tasarımcılarına daha fazla para teklif ederek ekiplerine kattılar ve otomobil tasarımı ve aerodinamik mühendisliği konusunda da geliştiler.
Giderek yaygınlaşan elektrikli ve hibrit otomobil pazarında Çin daha büyük pay elde ederken Avrupalı otomobil firmalarının satışları hızla düştü. 2025 yılı itibariyle Çin dünyanın en fazla otomobil üreten ve ihraç eden ülkesi haline geldi.
Apple’ı Yeniden Millileştirme Hamleleri ve Hindistan Denemeleri
2020’de yaşanan küresel pandemiyle birlikte yaşanan tedarik sorunları ABD’de millileşme hareketlerini hızlandırdı. Apple ve diğer teknoloji şirketlerinin üretimi ABD’de gerçekleştirmeleri için hükümet teşvikleri verildi. 2022’de Apple CEO’su Tim Cook üretimi ABD’ye getirebilmek için 500 milyar dolarlık bir yatırım yapacaklarını açıkladı. Ancak bu yatırımın tam olarak neleri kapsayacağı ve ne kadar süre içerisinde gerçekleşeceği gibi detaylar pek net değildi. Daha çok siyasilerin kullanacağı bir göz boyama hareketi gibiydi ve biraz öyle oldu. 2025’te Cumhuriyetçi Trump yönetimi geldikten sonra Apple CEO’su ve Trump görüşmesi sonrası Apple 500 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı. Ancak bu yatırım bir öncekine ek olarak mı yapılacak yoksa zaten 2022’de açıklanan ve devam eden yatırımları mı kapsıyor burası yine net değil. Ancak Trump bunu sosyal medya hesaplarından hemen gururla duyurdu ve çok büyük bir iş yapmış gibi pazarladı.
2022’de açıklanan yatırım sonrası Apple Amerika’ya kurulan tesiste Intel işlemcili ilk ve son iMac Pro modelinin üretimi gerçekleşti. Ancak bu cihaz çok pahalı olması ve kısa sürede teknolojik olarak geride kalmasıyla birlikte satıştan kaldırıldı. Günümüze gelindiğinde Apple’ın iPhone üretimi için ABD’de hiçbir üretim tesisi bulunmazken yalnızca Mac Mini cihazlarının üretimi için ABD’ye bir tesis açılmış. Kısacası, üretimi ABD’ye geri taşıma hamleleri başarısız bir şekilde ilerliyor.
Çip üretiminin ABD’ye taşınabilmesi için Tayvanlı çip şirketi TSMC’ye verilen teşvikler sonrası Arizona’da bir çip dökümhane fabrikası açması sağlandı. Ancak burada üretilen çiplerin gelişmiş paketleme yapılabilmesi için Tayvan’a gönderildiği ve buradan tekrar ABD’ye gelip tedarik edildiği anlaşıldı. Kısacası, bu süreç de göz boyama şeklinde ilerliyor. Geçtiğimiz haftalarda ise Apple yetkililerinin Intel fabrikalarını gezdiği yönünde haberler çıktı ancak bunun da detayları henüz belli değil. Kısacası, çip üretimi konusunda Apple Tayvan’a %90’ın üzerinde bağımlı.
2018 sonrası Çin’in güvenilir bir tedarikçi olmaktan çıkmasıyla birlikte Apple Hindistan’da üretim seçeneğini de değerlendirmeye başladı. Hindistan Çin’den daha ucuz, gelişmekte olan Çin’in 20 yıl önceki hali gibiydi. Foxconn’la ve diğer tedarikçilerle yapılan görüşmelerde Hindistan’a fabrika açmaları sağlandı.
Apple’ın Hindistan’a girme kararıyla birlikte Hindistan’ın köklü şirketlerinden Tata Grup da telefon tedarik ağındaki şirketlere yatırımlar yaparak sektöre dahil olmak istedi. Bu Apple’ın üretimden tedariğe teknolojinin her alanında tüm sektörlere ve endüstrilere nasıl yön veren bir şirket olduğunun bir başka göstergesi.
iPhone üretiminin bir kısmı Hindistan’da gerçekleşiyor. Ancak ilerleme düşünülenden çok daha yavaş. Hindistan’ın sanıldığının aksine Çin gibi yatırımcılara uygun bir ülke olmadığı, bürokrasinin ve iş yapmanın ne kadar zor olduğu belirtiliyor. Apple Hindistan büyümesi 10 yıl önceki Çin büyümesine kıyasla 1/10 hızında olduğu belirtiliyor.
Patrick McGee’nin kitabında bir Apple mühendisi “Hindistan’da üretilen telefonlar dahi testlerinin tamamlanması için Çin’e gönderilip burada sökülüp tekrar monte ediliyordu” açıklamasıyla bu süreçle dalga geçiyor. Apple’ın ve ABD hükümetinin tüm çabalarına rağmen 2025 itibariyle Apple toplam cihaz üretiminin %75-80’i Çin’de gerçekleşiyor.
Artık Amerika’da ulusalcı bir yönetimin baskısı altında kalan Apple, şirketin tüm operasyonlarını ve Amerikan endüstrisini Çin’e taşıyan baş sorumlu olarak görülen CEO Tim Cook’u görevden alma kararı aldı. Yeni CEO artık çok daha rekabetçi olan Çinli şirketlere karşı teknolojide üstünlüğü ele almaya çalışırken bir yandan da ulusalcı bir yönetimin baskısı altında şirketi millileştirmeye çalışacak.
Dünyayı Değiştiren Şirketler: Kapitalizmin Çöküşü
ABD’li savunma sanayi şirketi General Electric ilk kurulduğunda elektrikli ev aletleri üretiyordu. Bir CEO değişimi sonrası strateji değiştiren şirket finans, enerji ve sağlık sektörlerine giriş yaptı. Şirketin savunma sanayine girmesiyle General Electric’in sattığı teknolojiler tüm ülkelerin eline geçmeye başladı. Bu durumu ulusal güvenlik tehdidi olarak gören ABD yönetimi şirketin satışlarına ihracat kontrolleri getirdi ve şirketin hisseleri %80’e yakın değer kaybetti. General Electric şirketi günümüzde ABD’nin yalnızca en güvenilir müttefiklerine sattığı ve tüm haklarını saklı tuttuğu F-35 savaş uçaklarının jet motorlarını geliştiren çok kritik bir şirket. Ulusal güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle serbestçe ticaret yapmasına izin verilmedi.
Bilgisayar telefon gibi ürünler başlangıçta eğlence sektörünün bir parçası olarak görülüyordu. İlk bilgisayar sahipleri meraklı, eğlenceli kişiliğe sahip insanlardı. Günümüzde gelinen noktada bilgisayar ve telefonlar için geliştirilen teknolojiler dünyanın en gelişmiş çip ve yazılımları haline geldi. En son model telefon ve bilgisayarlarda kullanılan 3nm transistör boyutuna sahip olan çipler dünyada 2-3 firma tarafından üretilebiliyor ve satışı tamamen kontrol altında. En gelişmiş çiplere sahip olan devletler en iyi radar, görüntüleme ve veri analizi yeteneklerine de sahip olarak savaş halinde büyük avantaj sağlıyorlar.
Teknoloji şirketleri artık ulusların var oluşu için en kritik teknolojilere sahip ve özgürce satış yapmaları mümkün olmayacak. Teknoloji şirketlerinin tamamen devlet kontrolüne girdiği yeni bir dönem başlıyor hatta başladı bile.
Çin’in uygulamış olduğu bu devlet kontrollü kapitalizm modeli ABD kapitalizmini artık yenmiş ve Çin’e bu teknoloji bilgisini ve finans kaynaklarını küresel sermaye sahipleri Apple ve çeşitli teknoloji şirketleri üzerinden sağlamıştır. Yapay Zeka ve teknoloji çağında liberal kapitalist ekonomi modellerinin artık yürümeyeceğini düşünen küresel sermaye sahipleri geleceğin yeni ekonomi modelini başarılı bir şekilde uygulayan Çin’e yatırımlar yapmaya devam ediyor.
ABD’nin tek süper güç olmayacağı, hatta kapitalizmin çöküşüyle belki de tamamen çökeceği yeni dünya düzeninde yatırımlarını Çin’e yönlendirerek geleceğe yatırım yapıyorlar.
Xi Jinping 2013’te yaklaşan çağa dair verdiği bir demeçte “Kapitalizmin Tamamen Ölüşü” ifadelerini kullanmış.



Yorumlar